Batan Avrupa'nın Kurtuluşu - Metrobüs
Metrobüs
durağı. Gene mahşeri bir kalabalık var. Kadirle Cevdet tartışıyor.
Kadir: Bu
metrobüs çok da güzel oldu. Tamam mı canım. Belediyemiz çok iyi çalışıyor.
Cevdet: Kadir
Abi. Nesi güzel oldu allahaşkına. En çok yankesiciler ile fortçulara yaradı.
K:
Öyle deme kardeşim. Bak Avcılar’dan biniyorsun. Tam 48 dakikada
Zincirlikuyu’dasın. Eskiden böyle miydi? O minibüs bu dolmuş derken kime
gittiğini unutuyordun. Ben bir kere ramazan bayramında Kartal’da oturan rahmetli
amcamın elini öpmeye yola çıktım. Amcamdan kapıda bayramlarda da gelmez oldun
lan hayırsız diye fırça yedim.
C: Nasıl
abi
K: Meğerse
ben gidene kadar ramazan bayramı geçmiş, kurban bayramında ancak gidebilmişim.
C: Hehehe
çok komik. (İstemeyerek güler)
K: Şimdi
öyle mi kardeşim. Akbilini basıyorsun. Ondan sonra trafikte duran onlarca Range
Rover şoförünün imrenen bakışlarına rağmen durmadan gidiyorsun.
C: Konserve
gibi olman umrunda değil yani. Bu çağda otobüs mü kalmış. Metro yapsalardı.
K: Metro
yapsalar, trafikte sıkışıp kalan Range Rover sahiplerinin yüzlerini göremezdik.
Benim arkadaşlarım var, sırf cipiyle trafikte takılanlara hareket çekmek için
metrobüse biniyor. Herşeye muhalefetsin Cevdet. Hem tüm Avrupa metrobüsü
kullanıyor. Sen hala dırdır ediyorsun.
C: Tamam
tamam hadi geç olmadan atlayalım şu gelene. Fortçu dolmadan binip gidelim.
Geçende kızın biri tedbir olsun diye dalgıç kıyafetiyle binmişti. Sen bana hala
övüp duruyorsun.
Metrobüse
binerler. Metrobüste grup halinde oturan bir Yunanlı, bir İtalyan, bir Fransız
ve bir de Alman vardır. Her biri kendi aksanlarıyla Türkçe konuşmaya
çalışırlar.
Yunanlı:
Valla Kardeşim. Bizi tembelliğe siz alıştırdınız. Sanayi yok dediniz. Turizmle
uğraşın dediniz. Sonra siz bize turist olarak gelmeyince biz de battık.
Alman: Hadi
kardeşim nerden çıkarıyorsun bunları. Zeytin ağacı diktik, bize sübvansiyon
verin dediniz. Diktiğiniz zeytin ağaçları plastikten çıktı. Biz her sabah saat
5’te işbaşı yaparken siz mışıl mışıl uyudunuz. Yetiştirdiğiniz her eşşek için
Avrupa Birliğinden 50 Euro sübvansiyon aldınız. Hala utanmadan Allah rızası
için yardım diyorsunuz.
Yunanlı: Verme arkadaşım verme. Para verme bari huzur ver. (Tarkan’dan parçayı mırıldanır.) Bir sus Selanik’ten beri susmadın.
Alman:
Hatırlar mısınız dostlar, eskiden böyle uzak mesafeler uçakla gidilirdi. Uçakta
iki hostes görür, duty freeden eşe dosta parfüm, çikolata alır iyi hissederdik.
Münih’ten beri bu metrobüsteyim. Belim
nasıl da ağrıyor. Bayern München’in doktoru Wolfahrt gelse iyileştiremez. O
derece.
Fransız:
Aslında buna da şükür Allah razı olsun Türklerden. İyi ki metrobüs hattını
Paris’e kadar uzattılar da sayelerinde tüm Avrupa tek akbille seyahat
edebiliyor. Her yere de yazdılar Paris-Söğütlüçeşme 56 saat. Hiçbir şey valla.
İtalyan: Arkaya duş ekleseler
10 numara seyahat aracı. Mösyö adamlar inşaat işinde çok ileri. 6 ayda metrobüsü
Beylikdüzü’nden Münih’e getirdiler. Mesela bunlarda Ali Ağaoğlu diye bir
müteahhit var. Tarih hep onu yazıyor. Niye, çünkü hep gerçekleştiriyor. Bizdeyse
kimler var. Voltaire, Rousseau, Goethe. Hepsi hayalperest züppe.
Fransız: Bırak ya bizim entelleri. Sartre efendi hayatında iki koyun
gütmüş mü. Lafa gelince ama dil nah bu kadar.
Yunanlı: Geçende okudum. İspanya kralı Topbaşı aramış. Yalvarmış,
Madrid’e kadar uzatın diye.
Alman: Başkan
ne demiş.
Yunanlı:
Uzatırız ama siz de Cristano Ronaldo’yu Alex’in
yerine Fener’e verin demiş.
Alman: Beklenir
valla. Çok çalışkan millet bu Türkler. Almanya’daki Türkler arasında da çok
yeteneklileri var. Misal İsmail YK, misal Rafet El Roman, misal Gelinim olur
musun Caner. Baksana tek şoför koca metrobüsü Paris’ten buraya getirdi.
Fransız: Bizim mösyöler olsa haftada en fazla 30 saat çalışırım,
günde 2 saat mola veriririm, yemekte beşamel soslu dana eti, yanında da bordo
isterim diye tutturur. Şu şoföre baksana, adam günde sadece tek bir sigara
molası, 5 de namaz molası verdi. Bi de otobüsü sürerken arada birşeyler yiyor.
O da sigaraya benziyor. Ne acaba.
Yunanlı: Aaaa. Ben biliyorum. Sigara böreği. Karısı yapmış. Yolluk
vermiş. Bi ara bizlere de tuttu. Sağolsun. Neyse hepimize ders olsun kardeş. Bu
devirde çalışmadan olmuyor. Hayrola sen üzgünsün Sinyor.
Italyan: Halime üzülüyorum. O Berlusconi denen kart zampara yüzünden
eskiden business class uçtuğum yolu bir
otobüs koltuğunda gidiyorum. İşin kötüsü metrobüs bizim İtalya’dan da geçmiyor.
Viyana’ya kadar aktarma yapıyorum. Allahtan 5 dakikada bir geçiyor da durakta
fazla beklemiyorum. Eskiden bir Ferrarim bir de Lamborginim vardı. İşler
bozulunca satmak zorunda kaldım. Şimdi Jet Fadıl’ın arabası İmza’ya yazıldım. 6
aya gün verdiler. Bekliyorum inşallah.
Fransız: İmza benim de ilgimi çekti. Gerçi Levent Oto Sanayi Esnafı
toplanıp Renault’yu iflastan kurtardıktan sonra Renaultlar’da da bayağı gelişme,
toparlanma oldu. Belki Renault alırım. Özellikle son modelleri Renault Çorum
çok hoş. Ne işle meşgulsünüz Sinyor.
Italyan: Ben her nevi kahve makinası ithalatı, ihracatı, tamiri,
üretimini yapıyorum. Türkiye’de de müşterilerim var. Twitter sağolsun. Cafe
Latte Keyfini tüm Türkiye sathı mahaline yaydı. Siz?
Fransız: Valla ben de kasalarla şampanya getiriyorum Türkiye’ye.
Metrobüse atıyorum şampanyaları. Ne yapayım. Başka türlü kurtarmıyor. Bir tır
kaça geliyor Fransa’dan biliyor musun? Dünya
para. Zaten kazandığın para KDV, ÖTV diye Maliye’ye gidiyor. Adamlar inşaatta
olduğu gibi vergide de dünyada bir numara. Eskiden havyar da getiriyordum ama
yol uzun, balıklar yolda yumurtadan çıkmaya başladı. Ben de o işten vazgeçtim.
Hepsi
güler.
Yunanlı
bir türkü söylemeye başlar
Alman: Yunanca
mı bu
Yunanlı: Türkçe
Alman:
Nasıl öğrendin?
Yunanlı: İnşaatlarda çalışıyorum. Orada çalışan işçi arkadaşlar
söylerken ben de öğrendim.
Fransız: İstanbul’da mı yaşıyorsun?
Yunanlı: Yok mösyö nerdeeeee. İstanbul’da bizim gibi gariban bir
ülkenin vatandaşı yaşayabilir. 2+1 sorduk Beşiktaş’ta 2500 lira dediler. Bi de
bu Türk ev sahipleri tam anasının gözü.
Yani eye of her mother. Bir tanesi sizin dedi bana millet olarak kredi notunuz düşük, kefil
isterim. Sanki ev sahibi değil Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s
Alman: Haksız
da değil. Eeee peki ne yapıyorsun.
Yunanlı:
Her akşam metrobüsle Selanik’e dönüyorum.
Fransız: Zor olmuyor mu?
Yunanlı:
Beylikdüzü’nden sonra nispeten boşalıyor. Ondan sonra oturarak gidiyorum. Diğer
sorun da Türkiye çok zor oturma müsaadesi veriyor. İstesem de kalamam yani.
İtalyan: Sorma ya. Bana az kalsın vize vermiyorlardı. İlla diyor
bankada paran olacak. Bizim kayınbiraderin biraz parası vardı. Birkaç günlüğüne
bana verdi. Yalandan bankada onu gösterdik de öyle aldık.
Fransız: Bana da vermiyorlardı. Dedim bayım, bu yaştan sonra ben ne
yapayım Türkiye’de. Yerleşecek halim yok dedim.
Alman: Mösyö
sen Güngören’i henüz görmemişsin. Cennet
gibi yer. Ayrıca Bağcılar ile Esenler var. Bizim Almanya’da böyle gelişmiş
yerler yok. Her evin uydu anteni var. Düşünebiliyor musunuz zenginliği.
İstanbul’un dışıysa başka güzel. Silivri
diye hapishane yapmışlar. En az 100 bin kişi sığıyor. Valla bizimkiler 2. dünya
savaşında o kadar tesis yaptılar, Silivri kadar büyüğünü yapamadılar.
İtalyan: Adamlar son 10 yılda bölgesel, küresel, global,
enternasyonal dev güç oldular.
Fransız: Merkel Başbakan’a bu yıl içinde 5.kez rica etti. Gelin
Avrupa Birliğine katılın, birliğin motoru olun diye. Erdoğan benim eski kıtayla
işim yok, zamanında değerimi anlasaydınız, ben kardeşim Esed, kaynım Ahmedi
Necad ve eltim Barzani ile birlik olucam dedi.
İtalyan: Haklı valla. Zamanında çok küstürdük Türkleri. Değerlerini
bilemedik. Sen söylemedin Hans. Tr’de sen ne yapıcan.
Alman: Ben
Mercedeste çalışıyorum. Biliyorsun, Mercedes’i Almanya’daki Türk İşçiler satın
aldı. Merkezi de Stuttgart’tan Yozgat’a taşıdılar. Bir toplantıya gidiyorum
ben.
Fransız: Koskoca Mercedes’te çalışıyorsun sen bile uçağa binemiyor
musun? Pes valla
Alman: Sorma.
Biz zamanında ordaki Türklere çok yanlışlar yaptık. En ağır işleri onlara
verdik, adamdan saymadık. Neonaziler gitti evlerini yaktı. Onlar da şimdi
bizleri metrobüsle Almanyalar’dan gelmeye zorluyor. Ama kendileri sadece business
uçuyor.
Yunan: Valla
çok dalga geçtik, barbar dedik, köylü dedik. Dolmalarını çaldık, dolmadakis
yaptık, baklavalarını çaldık, baklavakis yaptık, donlarını çaldık adonis
yaptık. Ahlarını çok aldık. Şimdiyse inşaatlarında karın tokluğuna çalışıyoruz.
Türkiye acı vatan. Açlıktan midem karnıma yapıştı.
Alman: İşin
zormuş. Ya ben bayramda fitre veremedim. Rica etsem şunu kabul eder misin?
Hepsi
aralarında para toplar, Yunanlının cebine sokuşturur.
Yunanlı: Eksik olmayın. Valla elele kurtarıcaz Avrupa’yı. Sağolun.
Sağolun. Nasıl ödeyeceğim borcu bilmiyorum.
Kadir ve Cevdet kulak misafiri
olmuşlardır. Kadir büyük bir gururla Cevdet’e döner:
Kadir:
Ne oldu canım kardeşim. İkna
oldun mu? Tüm Avrupa güvenle, huzurla kullanıyor metrobüsü.
Cevdet: Valla
bu Avrupalıları dinleyince halime şükrettim. Biz iki adım yolu turşu gibi
gidiyoruz. Adam Paristen binmiş. Allah sabır versin. Bunun yankesicisi var.
Fortçusu var.
Kadir: Cevdet
sapık mısın arkadaşım taktın bir fortçu vara. Başka da laf etmiyorsun. Asıl sen
2015 yılını bekle.
Cevdet:
Ne olacak abi
Kadir:
Metrobüs, taaa Pekin’e kadar uzayacak.
Cevdet:
Hadi ya.
Kadir:
Paris, Pekin 560 saat. Üstelik sadece iki aktarmayla
Cevdet: Çinlinin
Fortçusu çok tehlikelidir abi, pis takar.
Kadir: Bak
hala Fortçu diyor. Sapık.


