11 Aralık 2012 Salı

Batan Avrupa'nın Kurtuluşu - Metrobüs




Batan Avrupa'nın Kurtuluşu - Metrobüs


Metrobüs durağı. Gene mahşeri bir kalabalık var. Kadirle Cevdet tartışıyor.

Kadir:             Bu metrobüs çok da güzel oldu. Tamam mı canım. Belediyemiz çok iyi çalışıyor.

Cevdet:           Kadir Abi. Nesi güzel oldu allahaşkına. En çok yankesiciler ile fortçulara yaradı.

K:        Öyle deme kardeşim. Bak Avcılar’dan biniyorsun. Tam 48 dakikada Zincirlikuyu’dasın. Eskiden böyle miydi? O minibüs bu dolmuş derken kime gittiğini unutuyordun. Ben bir kere ramazan bayramında Kartal’da oturan rahmetli amcamın elini öpmeye yola çıktım. Amcamdan kapıda bayramlarda da gelmez oldun lan hayırsız diye fırça yedim.

C:        Nasıl abi

K:        Meğerse ben gidene kadar ramazan bayramı geçmiş, kurban bayramında ancak gidebilmişim.

C:        Hehehe çok komik. (İstemeyerek güler)

K:        Şimdi öyle mi kardeşim. Akbilini basıyorsun. Ondan sonra trafikte duran onlarca Range Rover şoförünün imrenen bakışlarına rağmen durmadan gidiyorsun.

C:        Konserve gibi olman umrunda değil yani. Bu çağda otobüs mü kalmış. Metro yapsalardı.

K:        Metro yapsalar, trafikte sıkışıp kalan Range Rover sahiplerinin yüzlerini göremezdik. Benim arkadaşlarım var, sırf cipiyle trafikte takılanlara hareket çekmek için metrobüse biniyor. Herşeye muhalefetsin Cevdet. Hem tüm Avrupa metrobüsü kullanıyor. Sen hala dırdır ediyorsun.

C:        Tamam tamam hadi geç olmadan atlayalım şu gelene. Fortçu dolmadan binip gidelim. Geçende kızın biri tedbir olsun diye dalgıç kıyafetiyle binmişti. Sen bana hala övüp duruyorsun.

Metrobüse binerler. Metrobüste grup halinde oturan bir Yunanlı, bir İtalyan, bir Fransız ve bir de Alman vardır. Her biri kendi aksanlarıyla Türkçe konuşmaya çalışırlar.

Yunanlı:          Valla Kardeşim. Bizi tembelliğe siz alıştırdınız. Sanayi yok dediniz. Turizmle uğraşın dediniz. Sonra siz bize turist olarak gelmeyince biz de battık.

Alman:            Hadi kardeşim nerden çıkarıyorsun bunları. Zeytin ağacı diktik, bize sübvansiyon verin dediniz. Diktiğiniz zeytin ağaçları plastikten çıktı. Biz her sabah saat 5’te işbaşı yaparken siz mışıl mışıl uyudunuz. Yetiştirdiğiniz her eşşek için Avrupa Birliğinden 50 Euro sübvansiyon aldınız. Hala utanmadan Allah rızası için yardım diyorsunuz.
Yunanlı:          Verme arkadaşım verme. Para verme bari huzur ver. (Tarkan’dan parçayı mırıldanır.)  Bir sus Selanik’ten beri susmadın.

Alman:            Hatırlar mısınız dostlar, eskiden böyle uzak mesafeler uçakla gidilirdi. Uçakta iki hostes görür, duty freeden eşe dosta parfüm, çikolata alır iyi hissederdik. Münih’ten beri bu metrobüsteyim.  Belim nasıl da ağrıyor. Bayern München’in doktoru Wolfahrt gelse iyileştiremez. O derece.

Fransız:           Aslında buna da şükür Allah razı olsun Türklerden. İyi ki metrobüs hattını Paris’e kadar uzattılar da sayelerinde tüm Avrupa tek akbille seyahat edebiliyor. Her yere de yazdılar Paris-Söğütlüçeşme 56 saat. Hiçbir şey valla.

İtalyan:            Arkaya duş ekleseler 10 numara seyahat aracı. Mösyö adamlar inşaat işinde çok ileri. 6 ayda metrobüsü Beylikdüzü’nden Münih’e getirdiler. Mesela bunlarda Ali Ağaoğlu diye bir müteahhit var. Tarih hep onu yazıyor. Niye, çünkü hep gerçekleştiriyor. Bizdeyse kimler var. Voltaire, Rousseau, Goethe.  Hepsi hayalperest züppe.

Fransız:           Bırak ya bizim entelleri. Sartre efendi hayatında iki koyun gütmüş mü. Lafa gelince ama dil nah bu kadar.

Yunanlı:          Geçende okudum. İspanya kralı Topbaşı aramış. Yalvarmış, Madrid’e kadar uzatın diye.

Alman:            Başkan ne demiş.

Yunanlı:          Uzatırız ama siz de Cristano Ronaldo’yu  Alex’in yerine Fener’e verin demiş.

Alman:            Beklenir valla. Çok çalışkan millet bu Türkler. Almanya’daki Türkler arasında da çok yeteneklileri var. Misal İsmail YK, misal Rafet El Roman, misal Gelinim olur musun Caner. Baksana tek şoför koca metrobüsü Paris’ten buraya getirdi.

Fransız:           Bizim mösyöler olsa haftada en fazla 30 saat çalışırım, günde 2 saat mola veriririm, yemekte beşamel soslu dana eti, yanında da bordo isterim diye tutturur. Şu şoföre baksana, adam günde sadece tek bir sigara molası, 5 de namaz molası verdi. Bi de otobüsü sürerken arada birşeyler yiyor. O da sigaraya benziyor. Ne acaba.

Yunanlı:          Aaaa. Ben biliyorum. Sigara böreği. Karısı yapmış. Yolluk vermiş. Bi ara bizlere de tuttu. Sağolsun. Neyse hepimize ders olsun kardeş. Bu devirde çalışmadan olmuyor. Hayrola sen üzgünsün Sinyor.

Italyan:           Halime üzülüyorum. O Berlusconi denen kart zampara yüzünden eskiden business class uçtuğum yolu  bir otobüs koltuğunda gidiyorum. İşin kötüsü metrobüs bizim İtalya’dan da geçmiyor. Viyana’ya kadar aktarma yapıyorum. Allahtan 5 dakikada bir geçiyor da durakta fazla beklemiyorum. Eskiden bir Ferrarim bir de Lamborginim vardı. İşler bozulunca satmak zorunda kaldım. Şimdi Jet Fadıl’ın arabası İmza’ya yazıldım. 6 aya gün verdiler. Bekliyorum inşallah.

Fransız:           İmza benim de ilgimi çekti. Gerçi Levent Oto Sanayi Esnafı toplanıp Renault’yu iflastan kurtardıktan sonra Renaultlar’da da bayağı gelişme, toparlanma oldu. Belki Renault alırım. Özellikle son modelleri Renault Çorum çok hoş. Ne işle meşgulsünüz Sinyor.

Italyan:           Ben her nevi kahve makinası ithalatı, ihracatı, tamiri, üretimini yapıyorum. Türkiye’de de müşterilerim var. Twitter sağolsun. Cafe Latte Keyfini tüm Türkiye sathı mahaline yaydı. Siz?

Fransız:           Valla ben de kasalarla şampanya getiriyorum Türkiye’ye. Metrobüse atıyorum şampanyaları. Ne yapayım. Başka türlü kurtarmıyor. Bir tır kaça geliyor Fransa’dan biliyor musun?  Dünya para. Zaten kazandığın para KDV, ÖTV diye Maliye’ye gidiyor. Adamlar inşaatta olduğu gibi vergide de dünyada bir numara. Eskiden havyar da getiriyordum ama yol uzun, balıklar yolda yumurtadan çıkmaya başladı. Ben de o işten vazgeçtim.

Hepsi güler.

Yunanlı bir türkü söylemeye başlar

Alman:            Yunanca mı bu

Yunanlı:          Türkçe

Alman:            Nasıl öğrendin?

Yunanlı:          İnşaatlarda çalışıyorum. Orada çalışan işçi arkadaşlar söylerken ben de öğrendim.

Fransız:           İstanbul’da mı yaşıyorsun?

Yunanlı:          Yok mösyö nerdeeeee. İstanbul’da bizim gibi gariban bir ülkenin vatandaşı yaşayabilir. 2+1 sorduk Beşiktaş’ta 2500 lira dediler. Bi de bu Türk ev sahipleri tam  anasının gözü. Yani eye of her mother. Bir tanesi sizin dedi bana  millet olarak kredi notunuz düşük, kefil isterim. Sanki ev sahibi değil Kredi Derecelendirme Kuruluşu  Moody’s

Alman:            Haksız da değil. Eeee peki ne yapıyorsun.

Yunanlı:          Her akşam metrobüsle Selanik’e dönüyorum.

Fransız:           Zor olmuyor mu?

Yunanlı:          Beylikdüzü’nden sonra nispeten boşalıyor. Ondan sonra oturarak gidiyorum. Diğer sorun da Türkiye çok zor oturma müsaadesi veriyor. İstesem de kalamam yani.

İtalyan:           Sorma ya. Bana az kalsın vize vermiyorlardı. İlla diyor bankada paran olacak. Bizim kayınbiraderin biraz parası vardı. Birkaç günlüğüne bana verdi. Yalandan bankada onu gösterdik de öyle aldık.

Fransız:           Bana da vermiyorlardı. Dedim bayım, bu yaştan sonra ben ne yapayım Türkiye’de. Yerleşecek halim yok dedim.

Alman:            Mösyö sen  Güngören’i henüz görmemişsin. Cennet gibi yer. Ayrıca Bağcılar ile Esenler var. Bizim Almanya’da böyle gelişmiş yerler yok. Her evin uydu anteni var. Düşünebiliyor musunuz zenginliği. İstanbul’un dışıysa başka güzel.  Silivri diye hapishane yapmışlar. En az 100 bin kişi sığıyor. Valla bizimkiler 2. dünya savaşında o kadar tesis yaptılar, Silivri kadar büyüğünü yapamadılar.

İtalyan:           Adamlar son 10 yılda bölgesel, küresel, global, enternasyonal dev güç oldular.

Fransız:           Merkel Başbakan’a bu yıl içinde 5.kez rica etti. Gelin Avrupa Birliğine katılın, birliğin motoru olun diye. Erdoğan benim eski kıtayla işim yok, zamanında değerimi anlasaydınız, ben kardeşim Esed, kaynım Ahmedi Necad ve eltim Barzani ile birlik olucam dedi.

İtalyan:           Haklı valla. Zamanında çok küstürdük Türkleri. Değerlerini bilemedik. Sen söylemedin Hans. Tr’de sen ne yapıcan.

Alman:            Ben Mercedeste çalışıyorum. Biliyorsun, Mercedes’i Almanya’daki Türk İşçiler satın aldı. Merkezi de Stuttgart’tan Yozgat’a taşıdılar. Bir toplantıya gidiyorum ben.

Fransız:           Koskoca Mercedes’te çalışıyorsun sen bile uçağa binemiyor musun? Pes valla

Alman:            Sorma. Biz zamanında ordaki Türklere çok yanlışlar yaptık. En ağır işleri onlara verdik, adamdan saymadık. Neonaziler gitti evlerini yaktı. Onlar da şimdi bizleri metrobüsle Almanyalar’dan gelmeye zorluyor. Ama kendileri sadece business uçuyor.

Yunan:            Valla çok dalga geçtik, barbar dedik, köylü dedik. Dolmalarını çaldık, dolmadakis yaptık, baklavalarını çaldık, baklavakis yaptık, donlarını çaldık adonis yaptık. Ahlarını çok aldık. Şimdiyse inşaatlarında karın tokluğuna çalışıyoruz. Türkiye acı vatan. Açlıktan midem karnıma yapıştı.

Alman:            İşin zormuş. Ya ben bayramda fitre veremedim. Rica etsem şunu kabul eder misin?

Hepsi aralarında para toplar, Yunanlının cebine sokuşturur.

Yunanlı:          Eksik olmayın. Valla elele kurtarıcaz Avrupa’yı. Sağolun. Sağolun. Nasıl ödeyeceğim borcu bilmiyorum.

Kadir ve Cevdet kulak misafiri olmuşlardır. Kadir büyük bir gururla Cevdet’e döner:

Kadir:             Ne oldu canım kardeşim. İkna oldun mu? Tüm Avrupa güvenle, huzurla kullanıyor metrobüsü.

Cevdet:           Valla bu Avrupalıları dinleyince halime şükrettim. Biz iki adım yolu turşu gibi gidiyoruz. Adam Paristen binmiş. Allah sabır versin. Bunun yankesicisi var. Fortçusu var.

Kadir:             Cevdet sapık mısın arkadaşım taktın bir fortçu vara. Başka da laf etmiyorsun. Asıl sen 2015 yılını bekle.

Cevdet:           Ne olacak abi
Kadir:             Metrobüs, taaa Pekin’e kadar uzayacak.

Cevdet:           Hadi ya.

Kadir:             Paris, Pekin 560 saat. Üstelik sadece iki aktarmayla

Cevdet:           Çinlinin Fortçusu çok tehlikelidir abi, pis takar.

Kadir:             Bak hala Fortçu diyor. Sapık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder