16 Ocak 2013 Çarşamba

Şiddet sadece kadına mı...

Şiddet sadece kadına mı...


Konuların sorumluluğundan kaçarak tartışmayı o kadar iyi beceriyoruz ki, sonunda neyi tartıştığımızı unutuyoruz. 20 yıl enflasyon canavarını konuştuk. Turgut Özal'ın beslediği minik canavar olgunlaştı, Çiller'in ana şefkatiyle yüzde 150'ye kadar semirdi. Allah'tan Tayyip Bey'in sert ifadesini gördü de çekti gitti. 

Enflasyonla arkadaş olan Trafik canavarı daha dişli. Yılda 5000 can almadan durmuyor. Hatta Tayyip Bey'den bile tırsmıyor. Bazen kamyonların frenini patlatıyor, bazen sürücüleri acemileştirip durakta bekleyen vatandaşımızı eziyor. Ama Mobeseler sayesinde Trafik canavarının hareketleri de kayıt altında.  Kırmızıda durmayıp motosikletli ezen trafik canavarı her akşam haber bültenlerini neşelendiriyor, çayımıza katık oluyor.

Terörün canavarı olmadı ama terör belası ve teröristbaşısı oldu. Onun kaynağını da dış mihraklara kitledik. Konu kilitlendi kaldı. Şimdiyse gündemde Kadına Şiddet var. Benzer soyutlamalar Kadına Şiddet konusunda da mevcut. Şiddeti sınırlandırıyoruz. Şiddeti sadece kıskanç kocaların karısına uyguladığı babadan oğula aktarılan arkaik ve illa fiziki durum olarak gösteriyoruz. Ama şiddetin tüm ruhsal evrenimiz saran sürekli patolojik bir durum olduğunu nedense umursamıyoruz. Umursasak korkucaz çünkü ve korkular bizi daha da gerecek. Belki sonunda yüzleşip düzelicez. Ama korku o kadar büyük ki yüzleşmeyi engelliyor.

Şiddetin apartman yöneticisinden, kobi patronuna, oradan zabıtaya, hatta cennetin ayakları altına serilmiş analarımıza kadar yayıldığını göstermek için bir deney yapsak. Kavga etmek isteyen birisi trafiğe çıksa, Yunanistan, Türkiye, Bulgaristan, İran, Almanya, İtalya vs. gibi ülkelerde millete sataşsa kaçıncı dakikada emeline ulaşır. Türkiye için ben en geç 5. dakikada levyeli minibüscüyü karşımızda göreceğimize inanıyorum. Beni okuyan diğer ülkelerdeki okurlarım, haydi bunu yapın ve deneyimlerinizi twitterdan yayınlayım (Dayak yerseniz sorumluluk kabul etmem)

Dayağımızı yediysek de kaldığımız yerden devam edelim. Osmanlı'dan sonra binbir milletin mecburen bir araya geldiği hatta bir arada kaldığı bu topraklarda yaşam hep zor oldu. Ayakta kalmak için savaşmak gerekti. Maalesef o kadar gaza rağmen yeterince gelişemedik. Türkiye havalanırken gazı tam veremeyen uçaklar gibi sürekli stola girdi. Cumhuriyetin ilanından bu yana karnımız aç, eğitimimiz az ama birliği sağlamak için de sürekli gazlanan bir Türk'ün tüm dünyaya eşit olduğu masalı var. Tüm dünyanın hakimi olduğu gazını akşam haberlerde yiyip sonra sabah konserve gibi metrobüste giden adam ayağına basan birini öldürmez mi. Nitekim öldürüyor da. 

Dönelim şiddeti sadece kadına yapılan bir durum gibi gösterme konusuna. Karısını başka adam saat sordu diye öldüren, tecavüze uğrayan kızını öldüren adamların alacağını tahsil edemeyince sağlık olsun diyeceğini mi sanıyorsunuz. Erkek veya kadın fark etmeyecek, o bu topraklarda öğrendiği vatanı, milleti, evini, namusunu korumak için öldürmek gerekliliği refleksiyle dövecek, sövecek, öldürecek. Çünkü az da olsa bu geleceği belirsiz ülkede hasbelkader birşeylerin sahibi olabilmiş: Karısının, yolun, lpgli arabanın, kızının, gecekondusunun, tarlasının. Ve az malı olan hiç malı olmayana göre daha fazla korkar. Bir de adalete güvenmiyorsa.

Aslında vahşi batının doğuda kalmış yalnız göçebeleriyiz. İşin kötüsü bizim Washington takılan birkaç iyi kurucu babamız da yok.