11 Nisan 2013 Perşembe

Laik ve dincilerin aynı yemekleri yemesi

Laik ve dincilerin aynı yemekleri yemesi


California, Cern, Yokohama Üniversitelerinde yaptığım gözlem ve araştırmalarım sonucu saptadığım durum. Fatih Çarşamba, Kadıköy Moda, Teşvikiye Saray, Ümraniye Çarşı araştırmalarımızın temel noktası oldu. Sağcı-solcu, Komünist-islamist aynı tavuklu pilava kaşık sallıyor, aynı dönere çatal geçiriyordu. Bazı ultra modern tikilerimiz lahmacuna burun kıvırsa da kıymalı pideye hayır diyemiyorlardı. Teşvikiye'de tavuk döner gerçek tavuktan yapılırken Sultangazi'de martı eti de kullanılıyordu. Bu fark ishal yapmak dışında deneklerimizde ciddi bir ayrışmaya neden vermedi. Araştırmamızın bizi en şaşırtan unsuru Taksim'de leş diye tabir edilen Kızılkayalar hamburgerinin ulusalcı zenginlerin kalesi Bağdat caddesinde gördüğü ilgi oldu. Parasızlık ve alkolün getirdiği çaresizlik yüzünden siyah ve kahverengi türkler tarafından yenilen ıslak hamburger, Kadıköy'ün beyaz türkleri tarafından uğruna sıra beklenerek yenen bir yiyecek haline dönüşmüştü. Bu kompleks olgu karşısında doktora hocam Prof. Kraft Jacobs Suchard'dan yardım istedim. O bile konuyu açıklamakta zorlandı, düşündü, düşündü sonunda "Mein Sohn, eigentlich dies Volk hat nur eine Farbe. Ihre Bausteine sind identisch. Egal von welcher seite, jede kocht zu hause bohnensuppe zum abendtisch. Glaub nicht das sie einander hassen." (Oğlum bu milletin aslında hepsi tek renk, çimentoları aynı, hepsinin evinde akşamları kuru fasulye pişiyor, bakma sen birbirlerinden nefret etmelerine) diyerek konuyu kestirip attı.

Küvet

Küvet


Her türk genci Hollywood filmlerinden sevdicek ile güzel bir banyo nasıl olura aşinadır. Küvet doldurulur, mis gibi kokulu köpükler atılır, etrafa küçük kırmızı mumlar yerleştirilir, bu güzel ortam bir şişe buz gibi şampanyayla şenlendirilir. Bu tablodan çok etkilenen ülkem erkeği ev tutarken muhakkak küvetli bir banyo olmasına dikkat eder. Yıllardır eşek gibi çalışmıştır ve keyifli anlara yakın olduğunu hissetmektedir. Hayatım bak güneş alıyor, mutfak dolapları da bizim tüm çanak tabağı alır laflarına dikkat etmez. Büyük bir küvet ve sevdicekle yapılacak banyo alemi fantezisi erkeğin evi tutması için yeterlidir. Belki ilk zamanlar o küvette bir iki hoş an yaşanır. ama sonra etrafı kapsayan rutinleşme virüsü küveti de sarar ve kadın tarafı ani bir kararla orayı ardiye olarak kullanmaya başlar. Artık evde ıslak, ıslanabilen ya da ıslanma potansiyeli taşıyan ne varsa o küvete cezasını çekmek için atılır. Hayatım bugün işte çok yoğun bir gün geçirdim, bir banyo yapayım lafı, yengenin "Aman ben banyoyu hazırlayayım o zaman" diyerek telaşla hareketlenmesine neden olacak, o sırada içinde kirli bezler olan kova, küvette boydan boya yatarak sizin yerinize keyif çatan vileda sopası, balkona bir kere ayak bastığı için acil olarak yıkanması gereken terlikler balkona çıkartılacak, bunların yerine ise balkonda kurumaya bırakılan banyo sandalyesi, banyo paspası, ayak havlusu oyuna yedek oyuncu olarak sokulacaktır. Sonra da hanımın sağı solu ıslatma, perdeyi çekerek yıkan talimatlarıyla kendinizi banyoya zor atacak, ulan bu küvete niye bu kadar para verdik, bir duş kabini yeterdi mına koyim diyerek dikkatlice su sıçratmadan yıkanmaya çalışacaksınız. Peki mumlar, kadehler, köpükler, kırmızı gül yaprakları ve fonda çalan i love you baby parçası, hepsi yeni alışveriş merkezindeki sinemada, haftaiçi 20, haftasonu 25 liraya.

İsmi bilinmeyen malzemeyi alma süreci

İsmi bilinmeyen malzemeyi alma süreci


 İnsanı mahveden bir süreçtir. Elektronikten, hırdavata kadar her sektörde görülür. Özellikle yalnız yaşamaya başlandığında ortaya çıkar. Mesela evin muhakkak bir noktası, mecburmuş gibi bozulur ve sizi nalbur denen insan evladıyla karşı karşıya getirir. Bugün bile bir nalbur dükkanına girsem, oradaki malzemelerin yüzde 70'nin adını bilmem. Ama bu nalbura karşı işlenmiş büyük bir suçtur, onun size karşı üstün oynayacağı tek yer o dükkandır ve siz yeterli hazırlığı yapmadan kendi ayaklarınızla o deplasmana gitmişsinizdir.

- Selam
- Aleyküm selam evladım (dışarıya attığı iskemleden, ayağa kalkmadan)
- Amca bana şey lazım (şey ne lan)
- Ne lazım
 - Kapıya takarsın hani
- Kilit
- Yok kapıyı tutsun diye
- Vida
- Yok amca, hani kapı açılıp kapanır ya (elle anlatmaya başlandığı an, işte o an mağlubiyet anıdır)
- Somun, çivi, zımpara
- E şıkkı hiçbiri lan amca, kapıyı tutar, kapının açılıp kapanmasını sağlar, duvara monte
- Dübel

Keşke yazları babam beni bir nalbura çırak verseydi de şu işkenceyi çekmeseydim diye geçirirken son anda bir zeka kıvılcımı parlar ve nalburun kapısındaki parça parmakla gösterilir.

- Aha menteşe diyon sen, desene evladım sabahtan beri, kaç tane lazımdı (içinden salaksın, memleketi bu gençlere mi emanet ettik diyerek bakar amca)
- Diyebilsem diyecem be amca, ver 50 tane, ölene kadar görüşmeyelim

Yemekhanede aşçıyla kurulan sahte dostluk

Yemekhanede aşçıyla kurulan sahte dostluk


 Her işyerinde, her yemekhanede kolaylıkla görülen durum. Bu sahte dostluklara yemekhanelerde hepimiz sıkça rastlarız. İki lokma fazla yemek için dostluk kuran açıkgözler dolanır durur ortada. Yemekhanede yaptıkları ilk iş sahte bir selam ve "Usta isim ne" cümlesidir. İsim öğrenilir, sonra da gaz olsun diyerekten tuttuğu takım sorulur. Eğer takımdaşsa yakınlık tesis edilmiş, her pazartesi haftanın değerlendirmesi yapılmaya başlanmıştır. Yok eğer değilse geçim derdi, "Abi sizin işler de zor", "Gün boyu bu sıcakta yemek pişir dur", ajitasyonları ile "Efendiliğime bakma, ben de sizdenim" mesajları verilir. Asıl olan dostluğu soğutmamaktır. Sonra istekler gelir; "Selim ustam bir köfte daha atıver", "Selim ustam eline sağlık, ordan extra bir bülbül yuvası daha alayımlarla" göz doymasa bile karın doyurulur. Yemek şirketi değiştiğinde, tamam dersin, ortaklık bitti, ama yanılırsın, ışık hızıyla adaptasyon gerçekleşmiştir. Sözün özü dostlar, bu gibi adamlardan uzak durulması gerektiğidir, bu adamları sevmem, bir köfte için bunu yapan, başka neler yapar diye düşünürüm.

9 Nisan 2013 Salı

Karmaşık olayları basitleştiren halk çocuğu


 Karmaşık olayları basitleştiren halk çocuğu


Yan rollerin adamıdır. Genelde asıl dedektifin partneridir. Görevi karmaşık durumları sinemaya gelen halkın anlayacağı dile çevirmektir. Bir doktor ölüm nedeni fazla doz hidrojen peroksit mi dedi, bizimkisi araya girer, hadi ama, herkesin anlayacağı dilde konuşsana profesör, biz Harvard'da okumadık der. O dokundurmadan sonra anlarız ki rahmetlinin yemeğine birisi çamaşır suyu karıştırmıştır. Halk çocuğu olduğu için her türlü pislik adamı bilir, kendisi zaten Bronxludur. Nasıl olduysa o kadar itten, pislikten kurtulup kapağı polis akademisine atmış, dedektif olmuştur. Ama eski arkadaşlarıyla da arayı koparmamıştır. Suçlular nerede yemek yer, nerede pilardo oynar, hepsini bilir. Doktor'un, hemşirenin, sağlık memurunun çözemediği öldürücü darbenin özel bir Çin bıçağı ile yapıldığını anlar, Çin mahallesine gider, Amerika'da kaçak yaşayan bıçak ustası Chan-Li'yi bulur, onu sınırdışı etmekle korkutur, katili enseler. Fakat bu halk çocuklarının en büyük yararı uzaylıların saldırdığı ya da dünyaya göktaşlarının çarpacağı felaket filmlerindedir. Nedeni basit, çünkü daha fazla teknik detay vardır ve ortalama seyircinin sıkılmadan konuyu anlaması gerekmektedir. Nasa'daki bilim adamları x megakilometre ile gelen, y hektar büyüklüğünde, çarpma şiddeti z megaton olacak bir meteordan bahseder, halk çocuğu araya girer: Hey dostum, yani ne kadar büyük bu fucking göktaşı diye sorar. Hayatını ilme adamış, 1 karış sakallı bilim adamı kafasını kağıtlardan kaldırır: Teksas kadar, hesaplarımıza göre de 18 gün sonra dünyaya çarpacak lafını eder ve şimdi sıçtık bakışıyla hesaplarına geri döner. İşte orada artık herşey nettir, devasa meteor gezegenimize yaklaşmaktadır. Bu süreçte halk çocuğumuz, acar yancımız filmin jönüne her türlü desteği verecek, oto sanayideki çıraklık günlerinden kalma basit fikirle de dünyayı kurtaracaktır. Biz garibanlarsa onun sayesinde huzurlu yataklarımızda osura osura uyumaya devam edicez. Çok yaşa Bronxlu asi dost