Dünyanın parlayan yıldızı: Türkiye
Allahımıza şükürler olsun ki 3 dönemdir oylarını artıran bir iktidarımız var. AKP yüzde 36'dan yüzde 50'ye varan bir artış gösterdi. Hatta bazı anketlere göre zaman zaman yüzde 60'a vardılar. Orta vadede Tayyip Erdoğan ve AKP'nin iktidarına gölge düşmeyeceği aşikar. Peki bu mutluluklar tablosunun yaşandığı Türkiyemizi, krizin teğet bile geçmediği cefakar Anadolumuzu krizin yaralarını saramayan diğer OECD ülkeleri ile kıyaslayalım mı. Cevabınız evetse haydi Hugo başlayalım.
Kaynak olarak OECD'nin Daha İyi Yaşam Endeksi araştırmasını kullandım. Şanlı basınımızda pek yer almayan bu çalışma üye ülkeler için bir bakışta önemli ve kıyaslanabilir bilgiler veriyor. Fakat önce bir bakalım bu OECD üyeleri kim. Sizi yazının aşağısına , dipnotlara kadar yormayayım. Liste ahan da burada:
Hangi ülkeler olduğunu iyi ezberleyin, aşağıda sorucam. Para ile başlayalım. Para elin kiri demiş bizimkiler. O yüzden de paradan uzak durmuşlar. Ticareti gayri müslimlere bırakmışlar, kendilerini de toprak ananın helal ellerine emanet etmişler. OECD'nin kişi başı yıllık gelir ortalaması 22.387 Dolar. Bizim 10.997 Dolar. Para az ama olsun komşusunu aç yatırmayan bir milletiz diyorsunuz değil mi. Ben de size burdan birşey göstericem... Merak etmeyin sadece bir tablo göstericem.
Zenginin
fakirden 8 kat zengin olduğunun belgesi. Bizden abartı durumda Meksika,
Şili ve Rusya var. Kapitalizmin merkezi ABD'yi geride bırakmayı
başarmışız. ABD'de oran 7,7, Slovenya'da ise zengin fakir arasındaki
fark sadece 3,4. İşte bu yüzden orada zengin oğlanlı-fakir kızlı dizi
yapılamıyor.
İşsizlik oranı düşük ama ne hikmetse maaşla çalışan sayımız da düşük. 15-64 yaş arasınındakilerin sadece yüzde 46'sının bir işi var. OECD ortalaması yüzde 66. Tarımda sigortasız çalışanlar ve de şanlı esnafımız bu rakamın düşük olmasının sebebi. Çalışan sayısı az ama yakaladığımızı da öpüyoruz. Normal bir Türk yılda ortalama 1877 saat çalışıyor. OECD ortalaması 1749 saat. Tabii ki asil bir kan taşıdığımız için öyle kolay kolay yorulmuyoruz, bir de üstüne fazla mesai yapıyoruz. Çalışanların yüzde 43'ü fazla mesai yapıyor, OECD ülkelerinde fazla mesai yapacak adam ara ki bulasın, rakam sadece yüzde 9.
Çalışma oranı düşük çünkü bizim çocuk okuyor dediysen o da yanlış. Lise mezunu oranı yüzde 33, OECD yüzde 74. OECD'nin yaptığı öğrenciler arası bilgi seviyesini ölçmeye yarayan PISA diye bir sınav var. Türkçe Olimpiyatlarının eğlencesiz, stadyumsuz, Kadir Çöpdemirsiz olanı. İşte bu bilimsel sınavda OECD ortalamasına göre öğrenciler 497 yapıyor, bizimkiler 455'de kalıyor. Aslında bizim çocuk okuyacak da onu bilardo salonu ve pileysteyşıncı bozuyor. Şaka bir yana elimde bir araştırma yok ama eğitime aileler olarak en fazla parayı harcayıp en düşük verimi alan ülke Türkiye olabilir. Elin Alaman çocuğu mahalle mektebine gidip bizim anlı şanlı Robertlerde öğretilenden daha iyi Ingilizceyi nasıl konuşuyor inanın ben de anlamıyorum.
Çocuğun okul probleminden sağlığımıza geçelim. Çok çalıştık, az harcadık ama OECD ortalamasından 6 sene önce, 74 yaşında öldük. Kadınlar 77, erkekler 72. Kadınımız bunca şiddete rağmen maşallah dayanaklı. Bizse emeklilikten 7 sonra gidiciyiz. Zaten sağlık için milli gelirin sadece yüzde 6'sı harcanıyor, bu oran ortalamada yüzde 10. İstatistiğe göre hemşirelerimiz güzellikte Avrupanın gerisinde. Neyse sağlığı burada bırakayım malum diziniz falan vardır. Çevresel kriterlerde çevrecinin daniskasıyız. Zaten çok gerilerdeyiz. Bunlara girip size sıkmayayım. Ama ilginç olan meskenleşme konusu var. 1 kişiye 0,9 oda düşüyor, ortalama 1,6. Yani biraz içiçe yaşıyoruz. Bir de helanın dışarda olması sizin için sorun mu bilmem ama elin adamı üşenmemiş onu da saymış, biz de yüzde 13'ün helası dışarda. Diğer ülkelerina sadece yüzde 3ü taharat alırken donuyor.
Şimdiki konu başlığım biz niye hala Ertem Eğilmez'in Münir Özkullu, Adile Naşitli filimlerini bayıla bayıla izliyoruz sorusunun da cevabı. Çünkü kimseye güvenemiyoruz dostum, evet kimseye güvenemiyoruz. İhtiyacım olduğunda güvenebileceğim bir dost omzu var diyenlerin oranı sadece yüzde 69. O soğuk, nemrud diye bildiğimiz batılılarda bu oran yüzde 91. Tanımadığın birine yardım ettin mi son 1 ayda diye sormuşlar, onda da bizimkiler yüzde 36 evet demiş, yine OECD yüzde 47. Kız düşürmek amacını dışarda bıraksak eminim bizim oran yüzde 16'ya kadar geriler.
Cinayetler hız kesmiş. Mematinin Kurtlar Vadisinden çıkmasından sonra 100 binde 5,6 cinayet oranından, 3,3'e gelmişiz. Algılar istatistiklerden ne kadar farklı çalışıyor. Bana sorsan cinayet sayısı artmıştır diyebilirdim. Ama 100 binde 19luk Meksika ve 11lik Rusya varken emniyet konusunda çok kötü durumdayız diyemem. Bir şaşırtıcı nokta da aslında erkeklerin 4 kat daha fazla cinayete kurban gitmeleri. Bu da bir önceki yazımı destekleyen bir nokta. Şiddet kadın erkek ayırtetmiyor.
Neyse biz gelelim sonuç bölümüne. Her ortalamada geriden gelen Akdenize kısrak başı gibi uzanan Türkiye'de insanımızın yüzde 56sı kendisini mutlu tarif ediyor. OECD ortalaması yüzde 72. Bırakmadılar ki mutlu olalım. Peki buna istinaden bizi çok da mutlu edememiş politik kurumlara güvenimiz ne durumda: Yüzde 57, yani OECD ortalamasıyla yaklaşık aynı. Yani az kazanıyoruz, çok çalışıyoruz, az okuyoruz, az yaşıyoruz, ama politik tam kurumlara güveniyoruz. Hatta aynı iktidarı 3. kere seçiyoruz. Bu tabloya göre bizim toplum ya çok saf ya da muhalefet çok kötü. Hangisine inanmak isterseniz ona inanın. Ama 90 yıldır yüzde 5 büyüyüp temel sorunlarını çözememiş ve ortalamaların gerisinde kalmış bir ülkeye dünyanın yıldızı diye paketlemeyin.
Neyse peki memlekette hiç mi iyi şey olmamış. Olmaz mı: Sigara tüketimini azaltmışız. 1989'da tiryakilerin oranı yüzde 43ken şimdi yüzde 27. Yaşasın ÖTV.
Kaynak:
http://www.oecdbetterlifeindex.org/countries/turkey/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder