Rabia Rabia
İşler iyi gidince Cebrail
Kötü giderse hemen İsrail
Afrika'da yaşar devasa fil
Akar ovalardan masmavi nil
Bağırsınlar herkes Rabia Rabia
Mısır'dan çıktı Hazreti Musa
Amerika başkanı Obama
Memleketi ki kara Afrika
Yazık kendi de kalbi de kara
Bağırsınlar herkes Rabia Rabia
Bir gece ansızın geldi Sisi
Anaların sıkıştı yüreği
Zorbaya eğilmedi hiçbiri
Elini kime verse bizimki
Sonu oldu hep like Kaddafi
20 Ağustos 2013 Salı
13 Ağustos 2013 Salı
Akşam Haberleri
Akşam haberleri
Tatil, iş seyahati vs. derken uzun zamandır akşam haberleri seyredemiyordum. Mehmet Ali Birand'ın kalpleri ısıtan sevimli gülümsemesini izleme alışkanlığıyla Kanal D haberi açtım. Sunuculuğun genç Semih'i gürbüz Serdar Cebe'ye denk geldim. Denk gelince de Birand'ın öldüğünü hatırladım. 2013 Ocak ve Şubat ayları 90ların ne kadar kült figürü varsa bir kış temizliğine tabi tutmuştu. Müslüm Gürses'in yoğun bakımda yılbaşı kutlaması yapılırken kaptığı enfeksiyonla öldüğünü bile unuttuk. Hatta başbakanın yandaş hastanelerden Medipol'e "Babanın 600 binlik borcunu silin" talimatı verdiğini de.
Gezi olayları herşeyi unutturdu. Hani ilkokullarda tarih cetveli vardı. 1789 yılında Yeniçağ kapanır, fermuar açar gibi Yakınçağ açılırdı. Burada da benzeri oldu. Hoşgörü muhabbetiyle solcu-sağcı arkadaşlığı bitti. Çok değerli troll arkadaşlarım rahmetli İlhan Selçuk'tan ciddi yazılar yazmaya başladılar. İlhan Selçuk da öldü değil mi, hem de Ergenekon'dan sabah 4'te tutuklandıktan sonra. I see dead people. Hadi hayırlısı. Neyse bir haberler seyrettim konu Bruce Willis'a kadar geldi. Kellik bir insana bu kadar yakışır mı. Canım ya. Geyik uzayacak. Paragraf kapat.
Haftasonu yediğim mangalların neticesi olarak yoğurt-etimek ile idare ederken haberleri seyretmeye başladım. 10 dakika içinde tam 16 kişi boğuldu, 2 işçi duvarın üstüne düşmesi sonucu öldü, 5 yaşında bayramlaşmaya giden çocuğa 17 yaşında başka bir çocuk tecavüz etti, tecavüz edilen çocuğun yakınları tecavüzcü çocuğun yakınlarının evlerini yaktı, 76 kişi trafik kazasında öldü, 73 yaşındaki kıskanç koca 70 yaşındaki karısını vurdu. Akşam haberlerinde muhtemelen ortalama bir Kanadalının 10 yılda göreceği tüm felaketleri görmüş oldum. Yoğurt mu gaz yaptı, yoksa sinirden mi bilmiyorum, mideme kramp girdi.
Sokağa çıkarken bile lan başıma birşey gelmesin diye düşünülen bir memlekette yüzde 55'in mutlu olmasının açıklamasını hangi ruh bilimci yapabilirdi. Ben şahsen krampların da etkisiyle Masum Türker'e bile oy vermeye hazır hale geldim. Bundan sonra da sadece Fashion TV seyrederim. Başkasına bakmam.
26 Haziran 2013 Çarşamba
Gezi Analizi
Gezi Analizi - (Korkma kitabı değil)
31 Mayıs tarihinden beri herkes çok sıradışı günler yazıyor. 2 hafta kadar devletin olmadığı bir Taksim gördük ve birşey itiraf edeyim hiç de fena değildi. Normalde hırsızın, uğursuzun gezdiği meydanda yaklaşık 2 hafta adi bir suç işlenmedi. Devletten sorumluluğu alıp insanlara verdiğinizde insanların daha makulleştiklerini gözlemledik. Gelelim herkesin merak ettiği bu gençler kimdi sorusuna
Elbette Atrius'dan gelen birkaç uzaylı değiller. Genç deyince akla hemen 20 yaşında üniversite talebesi geliyor. Benim gözlemlediğim Gezi direnişçileri arasında 20 yaşında da 60 yaşında da kişiler vardı. Bakmayın siz medyanın twitter gençliği diye kategorileştirme çabasına. Onlar hala bir kategoriye sokarsak kolay yeneriz mantığındalar, olaylara Soğuk savaş zihniyetiyle bakmaktan kurtulamadılar. Evet twitter, facebook, iphone, samsung vs. dönemin gerçekliği. Ama bunlar insanların gaz fişeği, toma, plastik mermi karşısında dimdik durmasına yetecek şeyler değil. Bahsedilen kitle bazı proflarımızın dediği gibi sadece kalbi kırık, gönlü ayrılık acısı tatmış romantikler de değil. Kızgın oldukları muhakkak; RTE'nin her birşeyi bilen tavrına, despot tavırlarına vs. Fakat bu tavırlar bile bu direnişi anlatmaya yetmiyor. O zaman İspanya, Brezilya, ABD'deki direnişleri basıl açıklayacağız. Yani iş Marx üstadın dediği gibi yine ekonomiye geliyor.
1950lerden itibaren dünyada hızlı bir sanayileşme var. 50 sene önce İtalya'nın yüzde 60'ı tarım sektöründe çalışırken bu oran şu an yüzde 4'e kadar düşmüş. Türkiye'de 40 sene önce GSMH'nın yüzde 33'ü tarımdan sağlanırken bu oran şu an yüzde 10 civarında. İkinci dünya savaşından sonra tüm dünyada köyden şehirlere büyük göçler yaşandı. Şehirlere gelen insanlar boş durmadı. Kendilerinin mahrum kaldığı eğitim imkanlarından çocuklarının yararlanmasını istediler. Bu da gittikçe daha eğitimli, bilgili bir nesil yetişmesine önayak oldu. Yetişen iyi eğitimli gençlik ekonominin altın yıllarında voliyi vurdu dersek çok avam kaçacak ama gerçekten öyle oldu. Avrupa için 1950-1980 arası, biz de ise 1980'den itibaren üniversite mezunu olmak zenginler kulübüne girmek için yeterli şarttı. Sanayi ve hizmet sektöründe çalışan beyaz yakalılar şehirli yeni bir sınıfın da oluşmasına ön ayak oldu: Profesyoneller. Artan refah durumu, plazalarda yaşanan sahte cennet SSCB'nin yıkılmasına kadar gayet iyi sürdü. 1990ların ortasından başlayarak hız kazanan Küreselleşme ile başlayan sanayi üretiminin Çin ve diğer ucuz ülkelere kaçması tadımızı bozmaya başladı. Çünkü elimizde iyi eğitimli, fakat işsiz gençler kaldı. İşin daha kötüsü alttan gelenler iyi eğitim almaya devam ettiler, çünkü yapacakları başka birşey yoktu. Yeni şehirliler dedeleri gibi ne tarla ekmeyi bilirler, ne de inek sağmasını. Evet bilirler Varoluşculuğu, Tarantino'yu, İngilizceyi. Ama bunlar da bakkaldan ekmek almaya yetmedi.
Türkiye'de üniversite mezunu işsizlerin oranı %37. Kendi vasıflarının gerisinde bir işte çalışan insan oranı %40. 1990lardan bugüne üniversite mezunu ortalaması %8'den %12'ye çıktı. Açılan yeni üniversitelerle sayı önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Fakat nitelikli işgücünü emecek iş piyasası oluşmuş değil. Hele devletin kendi zenginlerini yaratan sanayi politikası emek piyasasında ciddi arızalar yaratıyor. Sonuçta iki yabancı dil bilen üniversite mezunu mühendis 1500 liraya çalışmaya başlıyor, polisin 2500 lira aldığı bir ülkede üstelik.
Ortaya çıkan durumdan yalnız gençler muzdarip değil. Halihazırda çalışan 30 yaş üstü beyaz yakaların da durumu artık parlak değil. Kurumsal (!) firmaya kendini atan azınlık dışında çoğunluk SSKsını asgari ücretten gösteren, fazla mesaisini ödemeyen, ana avrat düz giden patronların yanında çalışıyor. Direnişin önemli bir saç ayağını hatta kasasını bu tecrübeli grup oluşturuyor. Yukarda bahsettiğim gibi üniversite mezunlarının %37si işsizken, ortaokul mezunlarının sadece %20si işsiz bir ülke Türkiye. Niteliksiz işgücünün şu an için iktidardan memnun olmasının en büyük sebebi de bu düşük oran bana kalırsa. Ama sanayi üretimindeki Uzakdoğu ve Afrika'ya göç devam ettikçe işçi sınıfı da direnişe katılmaya başlayacak diye düşünüyorum. Çin'den bile bazı üreticilerin ucuz diye Bangladeş'e, Vietnam'a kaçtığını düşünürsek çok da atmış olmayız.
Peki ne olacak. Bence üretim, eğitim, hatta demokrasinin yeniden tanımının yapılacağı bir çağa doğru ilerliyoruz. İnsanlar artık 4 yılda bir oy verip, belli çıkar gruplarıyla dünyayı yöneten iktidarlar istemiyor. Böyle koyun gibi yönetilmek için artık insanlar fazla akıllandı. Güç sahipleriyse tabii ki polisiyle, cendarmasıyla statükoyu korumak için mücadele edecek. Hülasa bizim nesil daha çok gaz yiyecek, ama sonunda daha iyi günler görecek.
24 Haziran 2013 Pazartesi
Kupaj
Kırık şişeler
İkimiz Migros poşetinde iki şarap şişesi
Sen Talay Bozcaada'dan
Ben kurumsal Villa Doluca
Poşet ha delindi ha delinecek
Savrulacak cam kırıklarımız mutfağa
Kırıklarla karışabiliriz birbirimize ancak
Cabernet Sauvignon ile Karalahna kupajı
Fayansta beyaz üstüne al al hareler
Krediyle Transporter almış esnaf kadar
Mutluyuz şimdi
İkimiz Migros poşetinde iki şarap şişesi
Sen Talay Bozcaada'dan
Ben kurumsal Villa Doluca
Poşet ha delindi ha delinecek
Savrulacak cam kırıklarımız mutfağa
Kırıklarla karışabiliriz birbirimize ancak
Cabernet Sauvignon ile Karalahna kupajı
Fayansta beyaz üstüne al al hareler
Krediyle Transporter almış esnaf kadar
Mutluyuz şimdi
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Balık yiyen zebra
Balık yiyen zebra
Bir yerde Ortadoğu haberlerinden görmeye alıştığımız bombalamalar, öteki tarafta futbol maçı için alınan canlar. Şiddet Türkiye'de gittikçe artarak karşılaştığımız bir olgu oldu. Ölenler öldüğüyle kalıyor. Peki arkadaşlarını aslan yerken biz diğer zebralar ne yapıyoruz, bir çifte mi vuruyoruz aslana. Alın size iki fotoğraf.
Bir yerde Ortadoğu haberlerinden görmeye alıştığımız bombalamalar, öteki tarafta futbol maçı için alınan canlar. Şiddet Türkiye'de gittikçe artarak karşılaştığımız bir olgu oldu. Ölenler öldüğüyle kalıyor. Peki arkadaşlarını aslan yerken biz diğer zebralar ne yapıyoruz, bir çifte mi vuruyoruz aslana. Alın size iki fotoğraf.
Soldaki çiçek bahçesi Jonny K.'ya ait. Jonny 20 yaşında melez bir gençti. Geçen yıl Ekim ayında Berlin'in merkezi Alexanderplatz'ta öldüresiye dövüldü. Hunharca, nedensizce. Konuyla alakalı 6 Türk genci tutuklandı ve dava başladı. Hatta baş şüpheli Onur U. olaydan sonra Türkiye'ye kaçtı. Alman başbakanı Merkel Erdoğanla görüşüp Onur'un bulunmasını istedi ve bu görüşmeden sonra Onur Almanya'ya dönüp teslim oldu. Olay yerinde yakılan mumlar, getirilen çiçeklere baksanıza. Kim getirdi o çiçekleri oraya, belki arkadaşları, belki ailesi, belki yoldan geçenler. Ama o ışıl ışıl yere bakınca insana verilen değeri, üzüntünün büyüklüğüyle orantılı şekilde anlamak mümkün. Bundan sonra belki aynı yerde yine gençler kavga edecek, yumruk atacaklar, birbirlerini yere düşerecekler. Ama belki de saniyenin onda biri için ayakta kalanın aklı bu ışık demetine gidecek ve belki öldürmeyecek.
Gelelim sağdaki resme. Burası da Burak Yıldırım'ın FB-GS maçından sonra bıçaklanarak öldürüldüğü Edirnekapı Metrobüs istasyonu. Burak da maç dönüşü GS formalı iki kişi tarafından hunharca öldürüldü. Hunharlık aynı. Peki ya ölüm sonrası. Olay mahallinden kalan sadece yerleri yıkayan çöpçü ve atılmış pet şişeler. Bugün Edirnekapı Metrobüs durağında cinayetle ilgili tek bir anı yok. Belki de bugün üstüne basıp geçtin kan izlerinden. Ne oldu. Süpürdük ve geçti değil mi herşey. Doğuştan balık hafızalı değil hiç kimse, herkes insan hafızalı, ama tercih ediyoruz balık hafızasını. Hayatta kalmayı kolaylaştırıyor diye. O zaman da bir zebra parça parça edildiğiyle kalıyor, bizse otlamaya devam ediyoruz, taaaa ki yiyene kadar aslan bizi.
Zaten bir zebra ölürse bize daha çok ot kalmaz mı, hatta şanslıysak bugün ot yerine balık bile yiyebiliriz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

